Sayfalar

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Is Gorusmesinde Sorulabilecek Sorular ve Cevaplari



Bir önceki yazımızda, , is gorusmesinde basarimizi arttiracak taktikler vermistik. Bugün ise, görüşmede sorulabilecek sorular ve bu sorulara nasıl hazırlanabileceğimizden bahsedelim.


Bu sorulara vereceğiniz cevaplara kafa yormadan önce ilk iş, bu soruların size neden sorulduğunu anlamak ve kendi kafanızda aşağıdaki soruların cevaplarını düşünmek olur. En güzeli, bir kağıda, aşağıdaki soruları ve kısa ve özlü maddeler halinde cevaplarınızı yazın.





Bu işverenin öncelikleri nedir? Bu önceliklere göre, şirkete katkınız ne olacaktır?


Siz bu firmanın kültürüne ayak uydurabilir misiniz? Diğer çalışanlarla uyumlu çalısabilecek misiniz? Neden ve nasıl?

Neden bu şirkette çalışmak istiyorsunuz, daha doğrusu gerçekten bu şirket için çalışmak istiyor musunuz? Bu soruyu cevaplayabilmek için,şirketi iyi araştırmış olmanız gereklidir.

Görüşülen diğer adaylardan sizi ayıran özellikler nelerdir. Neden siz?

Yukarıda ki genel sorular karsınıza bir çok sorunun içinde gizli olarak gelecektir. Verdiginiz cevaplarda kesinlikle konuyu dağıtmayıp, karşınizdakinin sizden ne oğrenmek istegine gore cevap verin. Cevabınızı daha bitirmeden, kaybolup gitmeyin.

İş görüsmelerinde bana sorulan, benim de çalısan adaylarına mutlaka sorduğum dört soru ve bu sorulara cevap verirken dikkat edilecek noktalar:


Bu pozisyonu nereden öğrendiniz? Bizim firmamızı daha önce duymuş muydunuz?

Bu sorunun amacı, sizin firmayı ne kadar iyi tanıdığınızı, firmayla olan bağlantılarınızı ve firmanın pozisyonu duyurmaktaki başarısını anlayabilmesidir. Bu soru sorulduğunda, firma ile ilgili iltifatların yapılması ve firmayla ilgili bilgi seviyenizin gösterilmesi için en uygun zamandır.


Tanıdık aracılığıyla görüşüyorsanız, bu tanıdığınızın firmadan ne kadar iyi bahsettiğini söyleyin. Tanıdk aracılığı ile değilse de, firmanın yaptığı projelerden bahsedip, sorular sorun.

Sizi diğer adaylardan ayıran özellikler nelerdir? Neden siz?

Bu soruya önceden hazırlanmak çok önemlidir. Çalışkan olmam, çabuk öğrenmem, vs. gibi genel cevaplar yeterli olmayacaktır. Firmanın neden yeni bir elemana ihtiyacı olduğunu ve önceliklerini düşünün. Siz, bilgi, deneyim, eğitim ve kişiliğinizle nasıl bir fark yaratabilirsiniz.


Birkaç ay önce,yanıma yüksek ihtisasını bitirmek üzere bir öğrenci uğradı. Bütün mezunların ne kadar zor iş bulduğundan, başvurularından iyi sonuçlar alamadığından bahsedip, şikayet ediyordu. Kendi ile ilgili olumsuzluklara ve neden iş bulamayacağına öyle odaklanmıştı ki, kendine güvenini yitirmekle kalmayıp, tüm olumlu özelliklerini aklına bile getiremiyordu.


Sizi diğer adaylardan ayıran özellikleriniz elbette var, ama bazen bunun farkına varmak çok da kolay olmuyor. Bu sorunun cevabını ararken, sakın diğer adayların sizden ne kadar iyi olduğunu düşünmeyin, sadece sizin başvurduğunuz firmaya nasıl yardım edebileceğinizi, potansiyel takımınızı nasıl daha iyiye götürebileceğinizi düşünün.


Neden bizimle calışmak istiyorsunuz? Neden biz?



Bu sorunun cevabını verebilmek için firmayı iyi tanımanız gerekiyor. Eğer ev ödevinizi yaptıysanız, bu sorunun cevabı çok da zor olmayacaktır. Firmanın üzerinde çalıştığı projelerin sizin için çok ilginç olması, yeni deneyim kazanmak ve öğrenmek için ideal bir firma olması, çalışanlara karşı çok iyi tavırlı bir firma olması cevaplarınızdan bazıları olabilir. İş olsun da hangi firma olursa olsun tarzı bir cevap vermek, büyük bir hata olur. Firmayı tanımamak, ağzınızdan ne çıkarsa çıksın, bu cevabı ima etmeniz anlamına gelebilir.


Bize zayıf ve güçlü yönlerinizden bahsedin.


Bu sorudan çok hoşlanmasam da, bu tarz sorular pek çok kez iş görüşmelerimde bana da yöneltilmiştir Güclü yönlerimizi bilmeden hiçbir görüşmeye gitmemeliyiz. Ve cevaplarımızı başvurduğumuz işe ve pozisyonun sorumluluklarına göre şekillendirmeliyiz.

Zayıf yönlerimize gelince, olumsuz taraflarımızdan uzun bir liste yapıp sunmak mantıklı değildir. İş görüşmesi, kendi iç hesaplaşmamızın ne yeri ne de zamanı. Bu soruya öyle bir cevap vermelisiniz ki, bu cevap sizi zor durumda bırakıp elenmenize sebep olmak yerine, karşınızdakinden aldığınız olumlu bir tepkiyle sonuçlansın.

Cevabınız için sadece bir zayıf nokta seçin. Bu zayıflık, tam anlamıyla bir zayıflık değil de, o sırada kendinizi geliştirmeye calıştığınız konulardan biri olsun. İyi bir cevaba bir örnek vermek gerekirse …”İnsanlarla ilişkim iyidir, ancak kariyer hedeflerime ulaşmak icin, insan ilişkilerine daha da fazla öncelik vermeli ve kendimi geliştirmeliyim. Aslında bu konuda çaba sarfetmeye başladım, önerilen xx isimli kitapları okuyarak uyguluyorum ve bu konuda deneyimli arkadaşlarımdan tavsiye alıyorum”


İyi şanslar.

16 Ağustos 2013 Cuma

Başarılı İş Görüşmesinin Sırları




İş görüşmelerinde masanın her iki tarafinda da bulundum. Hem potansiyel işvereni etkilemek için, hem de doğru çalışanı bulmak için ter döktüm. Geçenlerde, yeni mezun genç bir arkadaşım, bir iş görüşmesinden önce bana ne önerirsin diye sordu. Daha sonra da eşim bir iş görüşmesine gitti.  Her ikisine de yaptığım önerileri sizlerle paylaşmak istedim. 





YAPIN

İş başvurusunu bir tanıdık aracılığıyla yapmaya calışın. Tanıdık aracılığıyla yapılan başvurular çok daha olumlu sonuç verir. Cok yakın bir tanıdık olması gerekmiyor ama en azından, etrafınızdakilere bu firmada bir tanıdıkları olup olmadığını sorun. Bazen tanımadığım ama benimle aynı üniversiteden mezun insanlar özgeçmişlerini e-mail atıyorlar ve içten bir şekilde yardım istiyorlar. Ben de ya kendi sirketimin insan kaynaklarina, ya da tanıdığım diğer şirketlere yolluyorum. Birçok insan diğerlerine yardım etmekten keyif alır.

Basvurdugunuz işi çok isteyin.
Kendinizden ve bu işi istediğinizden emin değilseniz, kafanızdaki şüpheler üzerinizde bir bulut gibi dolaşıp, kendilerini karşınızdaki kişiye açıkca göstereceklerdir. Bu işi gerçekten istemiyorsanız, ya da kendinizi bu işe uygun görmüyorsanız, ise alınma şansınız çok düşük. "Yapamam ben bu işi, benden daha iyileri başvuruyordur" gibi düşünceleri de kafanızdan hemen atın.

İşveren ile ilgili detaylı arastırma yapın. Kullanabileceğiniz kaynaklar, işverenin web sitesi, bu firmada çalışan tanıdıklar, bu firmayla iş yapan tanıdıklar,firmayla ilgili google haberleri olabilir. Firma hakkında her çeşit bilgiyi toplayın. Görüşmede firmayla ilgili ne kadar bilgili olursanız, o kadar etkili olursunuz. Bir de neden bu firma için çalişmak istediğinizin cevabını iyi bilin. Firmayı tanımıyorsanız, bu işi neden istediğinizi nasıl açıklayabilirsiniz.


Gülümseyin. Binanın kapısına geldiğiniz an gülümsemeye başlayın. Bu stresinizi de azaltacaktır. İlk karşılastığınız kişi, ister sekreter, ister patron olsun, mutlaka gülümseyerek halini hatrını sorun.


Düzgün giyinin.
Sizi görüşmeye çağıran kişiden daha iyi giyinmiş olmakta yarar var. Benim giyimde dikkat ettigim hususlar, takıdan, makyaja kaliteli görünmek ve kendimi yansıtmak.Asla aşırı dikkat çekici abartılı kıyafetleri tercih etmem. İri mücevher, aşırı makyaj, aşırı parfüm, iddali renkler kullanmamaya dikkat ederim.Ayrıca icinde rahat edeceğim giysiler seçmeye önem veririm. Dikkat çekmeyecek şekilde ama kaliteli bir görünüm vermek en iyisi.

Teşekkur mektubu yazın
. Adaylarla görüştükten kısa bir süre sonra bir e-mail ya da kart almak çok hoşuma gider. Özellikle de mesajlarında, konustuğumuz konular hakkında hatırlatmalar yaparlarsa. Teşekkür mektubunu hemen ertesi gün yazmak faydalı olur. Çok beklemeyin. Faydalandığınız bir görüşme olduğundan bahsedin.


Bir sonraki adımı sorun
. Evde telefon başında günlerce ya da haftalarca çıldırmak istemiyorsanız, görüşme sonunda, bu görüşmeden sonra ne olacağını, ne zaman haber alacağınızı mutlaka sorun. Hatta “sorularım olursa, sizinle bağlantı kurabilir miyim” diye de sorun. Bu kendinizi tekrar hatırlatmak için, haber alamazsanız da arayabilmek icin kapı açar.
 

YAPMAYIN!!!

Karşınızdaki kişinin sözünü kesmeyin. Sabırlı bir şekilde anlatacaklarını dinleyin, dinlerken de gülümseyerek onaylayın. Bir çoğumuz karşımızdakini etkilemek icin öyle bir çaba harcarız ki, karşımızdakinin de bizi etkilemeye çalıştığını unuturuz.

İlk karşılasmada, görüşme yapacağınız kişiye arkanızı dönmeyin. İlk karşılaşma çok önemlidir. Birçok zaman, karşınızdaki insan sizi sevip sevmeyeceğine ilk dakikada karar verir. Bu, ilk tanıştığım insanlarda çok önem verdiğim bir noktadır. Görüşme yapacağım kişi, konferans odasına sonradan gelecekse, seçtiğim sandalye kapının tam karşısında, içeri gelen kişiyle tam yüzyüze geleceğim konumda olmalıdır. Görüşeceğim kişi içeri girer girmez ayağa kalkar, tam yüz yüze olacak şekilde ona doğru döner, gülümser, ona dogru hafifçe eğilip tokalaşırım. Size bir sır daha vereyim, bu ilk karşılaşma sırasında, içimden karşımdaki kişiye “beni çok seviyorsun ve bu işi bana vermek istiyorsun” derim.

Sorunuz var mı dediklerinde hayır, yok demeyin. İş görüşmeleri iki taraflıdır. İşveren sizi mülakat ederken, siz de işvereni mülakat etmelisiniz. Sorunuz var mı diye sorulduğunda, "tüm sorularımın cevaplarını görüşme sırasında verdiniz, o yüzden sorum kalmadı" demeyin. Görüşme öncesinde en az 10 soru hazırlayın. Bazı örnek sorular şunlar olabilir: Kiminle çalışacağım, takımımda kimler var? Kime rapor vereceğim? Bu pozisyonun kariyer gelişmesi nasildir? Bir sonraki adımda ne pozisyona gelinir, 10 yılda, 20 yılda ne olur? Bu pozisyon için ideal bir adayın özellikleri nelerdir? Bu pozisyona alındığımı varsayalım. Bir yıl sonra beni hangi kriterlere gore değerlendireceksiniz? Değerlendirmemi kim yapacak? Ne tür bir projede calısacağım?

Bu işle ciddi bir şekilde ilgilenen ve bu işi çok isteyen bir insanın, potansiyel iş verenine sorusu olmaması imkansızdır. Ancak, hazırlıksız ve bu iş için çok da kafa patlatmamış bir insanın elini kolunu sallayarak hazırlıksız gitmesi ve sorusunun olmaması beklenebilir..

Soruları cevaplamak için düşünmeden atlamayın. İşe alınma kriteri hiçbir zaman bir soruyu ne kadar çabuk cevapladığınız değildir. Elbette dakikalarca düşünüp sonra cevap vermek de mantıklı degil ama kendinize, soruyu anlayacak ve düşüncelerinizi toplayacak kadar süre verin. Hiçbir önerimi dinlemeseniz bile bu öneriyi ciddiye alın, en azından karşınızdakinin sorusunu bitirmesini bekleyin, ve sorulan sorunun cevabını net verin, konuyu dağıtmayın.

Birkaç yıl önce görüştüğüm adaylar içinde bir tanesi o kadar heyecanlıydı ki, hiçbir sorumu bitirmeme izin vermeden hemen cevap vermeye girişiyordu. Üstelik sorularımı sormaktaki amacımı da hiç anlamadan. Son derece sinirlenmiş ve gerilmiş bir şekilde bitirmiştim bu gorüşmeyi. Üstelik, o kadar cok konuşmuştu ki, sormak istediğim soruların yarısını bile soramamıştım.


Umarım bu öneriler, bir sonraki iş görüşmenizde şansınızı arttırır. Baska bir yazimizda da gorusmede size sorulabilecek sorulari ve bu sorulara nasil hazirlanabileceginizi paylastik. Gorusmenizden once mutlaka goz atin.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İnsanları İdare Etmenin Üç Ana İlkesi





1. İlke: Eleştirmeyin, Kötülemeyin, Sikayet etmeyin

      Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. Carneige'ye göre, insanların %99'u kendilerini yanlış birşey yaptıklarını düşünerek eleştirmezler.  Kötü davranislari icin mutlaka bir sebep, bir bahane bulurlar. Bu durumda, insanlari eleştirerek değil, överek çok daha iyi sonuç alınır. Hepimiz insanız, tabi ki onaylanmayı, yerin dibine sokulmaya tercih ederiz. Üstelik övüldüğümüz zaman, bu davranışı devam ettiririz ki mahçup olmayalım. Kendinizi tutamayıp, gene de eleştiri yaparsanız, bilin ki bu eleştirinin ucu size de dokunacak, yarardan çok zarar olarak elinizde patlayacaktır.

İnsan psikolojisinde mantıktan çok, duygular ağır basar diyor Carneige. Eleştirilerle kırılan kalpler sizin biranlık sinirinizi çıkarmanız dışında pek bir yarar sağlamaz. Eleştiriye oldukça açığım diyenler de bu gruba dahildir. Peki, eleştiri yapmazsak, karşımızdaki insanlar hatalarını nasıl düzeltebilir. Mutlaka bu eleştiriyi yapmak zorundaysanız, nasıl eleştiri yapabileceğinize dair bir önceki yazımızı okuyabilirsiniz.

          2. İlke: İçten ve Dürüst İltifat Edin
Önemli olma isteği. İnsanoğlunun en derinlerdeki arzularından biri, önemli olmak ve takdir edilmektir. Bu istek, yemek, içecek ve uyku kadar önemli herbirimiz için. Takdir edilmek bizim için bu kadar önemliyken, en yakın çevremizdekiler dahil, kaçımız karşımızdakileri ne kadar takdir ettiğimizi dile getiriyoruz acaba. Bu uygulamayla kaç evlilik çok daha iyi gider, kaç çocuk çok daha uslu hareket ederdi diye merak ediyorum.

Bu konuyla ilgili bir anımı paylaşmadan edemeyeceğim. İlk bebeğim doğduktan kısa bir süre sonra işe döndüm. Geceleri beş altı kere uyanır, bebeğimle ilgilenir, bütün bu uykusuzluğa rağmen sabah altıda kalkar, kendimi ve bebeğimi hazırlayıp ise gitmek icin yollara düşerdim hergün. Moralimin çok da iyi olduğu söylenemezdi o günlerde. Bir akşam, gene yorgunluktan bitmiş birşekilde yemek hazırlığına giriştiğimde, eşim büyük bir içtenlikle bana "Sen nasıl bir kadınsın, doğru düzgün uyumuyorsun, iş yerinde de çok yoruluyorsun, eve gelince dinlenme şansın da olmuyor ama tüm enerjinle hayata devam ediyorsun. Bu nasıl bir güçtür, nerden geliyorsa bana da söyle" dedi.  O an içimde de yüzümde de güller açtı. Halbuki ben bu kadar takdir edildiğimin farkında değildim, etrafımdaki hiçkimse ne durumda olduğumu, ne kadar çaba sarfettiğimi farketmiyor sanmıştım. Sanırım, bunca yıllık evliliğimde duyduğum en güzel, en yerli ve en
içten iltifattı bu ve ne şanslıyım ki eşim düşüncelerini kendine saklamak yerine benimle  paylaşmayı tercih etti.

Bir düşünün bakalım, özel hayatımız ve iş hayatımızda bizi en üzen şeylerin cogu,  yeterince takdir edilmememizle mi ilgili?

Kendimize sorabilcegimiz diger bir soru da, bugün karşımızdaki insanlarla ilgili kaç iyi düşünceyi kendimize sakladık? Yarın bu düşünceleri paylaşırsak, günümüz daha farklı geçer mi?

Yaptığımız iltifatların dürüstçe, içimizden geldiği için yapılması önemlidir. Hiçbirzaman sırf iltifat etmiş olmak için birşeyler söylemeyin. İçimizden gelmeyerek, doğruluğuna inanmadan ettiğimiz iltifatlar, insanların bize güvenini zedelemekten başka bir işe yaramaz.

3. İlke: Karşınızdakinde güçlü bir istek uyandırın

Herkes öncelikle kendi isteklerine önem verir. İnsanları etkilemenin en etkili yöntemi, onların istediklerinden konuşup, onların bu isteğe ulaşmalarına yardımcı olmaktır. Henry Ford  diyor ki, "başarının sadece bir sırrı olsaydı, bu, sizin diğer insanların bakış açısını anlayıp, olaylara sadece kendinizin değil onların bakış açılarından da bakabilme yeteneğiniz olurdu”.

Karşımızdaki insanın hayallerini, isteklerini ve endişelerini anlayıp, hayata onun açısından bakabildiğimiz zaman, bu ilişkiden hem biz hem de karşımızdaki son derece yararlı çıkacaktır.

Carneige'nin kitabını okumaya başlar başlamaz uyguladığım ve herzaman sonuç veren bir yöntemi paylaşmak isterim. İş ya da özel hayatıma dair bir görüşme olsun, birinin ofisine ya da evine gittiğimde olsun, yaptığım ilk şey, bu kişiye ait fotoğraf, kitap, hobileriyle ilgili ipucu veren dekorları incelemek olur. Bunun için dakikalar geçmesi gerekmiyor, bir kaç saniyede bile gözümüz yeterli ipucu toplar. Daha sonra bu ipuçlarını ortamı yumuşatmak, ve ilişkiyi güzel bir şekilde başlatmak icin kullanırım. Örneğin çocuklarının ya da en son gittiği tatilin resmini gördüysem, bu konularla ilgili sorular sorarım. Karşımdakini ilgiyle dinler ve birkaç soru daha sorarım ama kesinlikle konuştuğumuz konuyla ilgili bana soru sorulsa dahi kendimle ilgili çok vakit geçirmem. Tabi ki insanım, kendimden bahsetmekten çok keyif alırım ama o an o ortamdaki en önemli kişi karşımdakidir.

Hatta geçenlerde bu aynı kural bana karşı uygulandı. İşle ilgili gittiğim bir kokteylde, benim firmamla yakından ilgilendiğini bildiğim biriyle karşılaştım. Bu kişi şuradan buradan konuşurken, konuyu çocuklarıma getirdi. Bir anne icin cocuklarindan daha önemli ne olabilirki? Daha sonra “fotoğrafları varsa gösterir misin?” dedi. Bir taraftan karşımdakinin tekniğinin farkındalığıyla gülümserken, bir taraftan da keyifle çocuklarımın fotoğraflarını göstererek onlardan  bahsediyordum. Nihayetinde ben de insanım ve bu teknikleri çok iyi bilsem de, bu guclu teknikler bana karşı da kolaylıkla kullanılabirler.

2 Ağustos 2013 Cuma

Başarınız önünüzde bir engel mi?

Başkalarıyla kıyaslandığında çok başarılı bir insan olabilirsiniz. Bu halinizden çok memnun da olabilirsiniz.Yine de bir yerlerde takılıp kalmış olmanız çok mümkün. İyi daha iyinin en büyük düşmanıdır. Bill Gates in "Aşılması en zor engel,daha önceki başarılarınızdır" sözü bunun bir kanıtı. Aynı konumu korumak, aynı şeyleri yaparken mümkün değildir. Hayatınızda her hangi bir ilerleme yoksa, basarınız inişe geçecektir.  Bir süre sizi idare etse de zaman geçtikçe çıtayı düşürmeye başlarsınız.
Belki bir başarıyı yakaladınız ve ömür boyu sizi idare edeceğini düşünüyorsunuz. Belki de başarı tırmanışında çok yoruldunuz ve bir süre dinlenmeye karar verdiniz. Bu duraksama sizi esir alırsa ve rahatlık alanınızdan bir daha çıkmak istemezseniz ne olacak? İnanın  hiçbir başarı buna değmez.

Aşağıdan yukarı çıkmak sıfırdan başlayıp büyük bir başarıyaulaşmak zordur. Daha zoru ise bir başarıdan daha büyük bir başarıya geçecek motivasyonu bulmaktır. Rahatlık bölgenizden kendinizi çıkarmak hele de elinizdekilerden memnunken hiç kolay değil. Ancak hareket halinde değilseniz geriye gidersiniz. Her zaman aynı şeyleri yaparak mevcut konumumuzu koruyamayız. Şu anki konumumuzu korumak için bile dünkünden farklı birşeyler yapmak gerekir.
Gelecek adına yeni bir vizyonunuz yoksa harekete geçmeniz imkansızdır. Bir anda herşeyi planlayıp, bir imparatorluk kurmanız gerekmiyor. Herşeyi bir günde yapmak zorunda da değilsiniz. İyi bir vizyona sahip olduktan sonra, her gün birşey yapmak yeterli olur. bkz kaizen yolu makalesi. Insanların yaradılışı sürekli hareket halinde olmak üzerinedir, durmak size iyi gelmez.
İleriye doğru hareket etmek için bazen bir adım geri atmak gerekebilir. Başarınızın şişirdiği egoyu cebinize koyup bir adım geri atmak. Yeni bir konuma kendinizi götürmek için şu an bulunduğumuz durumdan  vazgeçmek ve rahatınızı bozmak  kolay değildir. Deponuzda size yetecek kadar  enerji var. İşin güzel tarafı daha önce yaptınız ve nasıl yapılacağını biliyorsunuz. Herşeyinizi kaybetseniz bile sizden asla alamayacakları tek şey, herşeyi  en baştan inşa edebilme azmi. Daha önce yaptınız, tekrar yapabilirsiniz...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Işimi seviyorum

Ömrümüzün en güzel yıllarını, günümüzün en güzel saatlerini iş yerimizde geçiriyoruz. İşimizi sevmememiz yada keyifsiz, isteksiz yapmamız büyük bir sorun aslında. Bezginlik ve can sıkıntısı insanı dağa tırmanmaktan daha çok yorar. Heyecanlı ve ilginç bir işle uğraşırken nadiren yoruluruz. Can sıkıntısı iş gücünü azaltır.

Özellikle beyin gücüyle çalışıyorsanız sizi asıl yoran yaptıklarınızdan çok yapamadıklarınızın verdiği kaygıdır. Aslında çalıştığımız için değil gerildiğimiz için yoruluruz. Herseyin ters gittiği günlerde daha yorgun hissederiz. Hersey yolunda gittiyse ve keyifliysek 10 kat fazla çalıştığımız halde enerjik olmaya devam  ederiz.  İşinden keyif alan insanlar gerçekten çok şanslılar.Yorulmazlar ve daha az gerilirler. 
 
İşinizden keyif almayı başarilirseniz, yorgunluğunuz ve stresiniz azalır. İş dışında da hayatiniz daha keyifli hale gelir. Omuzlarınızdaki yük hafiflediğinde eve daha dinç gider ve kendinizi daha iyi hissedersiniz. Ayaklarınızı sürüyerek işten çıkmakla başınız dik gözleriniz pırıl pırıl çıkmak aynı şey değil.

Işimizden nasıl keyif alırız? Sıkıcı bir iş ilginç hale getirilebilir mi? Muş gibi yapmak işe yarar mı ? "Sanki...gibi" tekniği denemeye değer bir tekniktir. Zihin çabuk inanır. Her sabah kendinize moral konuşması yaparak başlayabilirsiniz. Ne kadar sahte ve saçma gelse de işe yarıyor. Bu tekniği günde 200 civarı hasta baktığım dokuz ay boyunca yaptım. İnananın eve geldiğimde gerçekten iyi hissediyordum. Bu çalışma boyunca bir kişinin bile kalbini kırmadım. Her sabah görebileceğim bir yerde yazılı cümleler hala gözümün önünde ." Hayatımın en başarılı en zinde dönemini yaşıyorum"." İşimi seviyorum." vs, vs. 
 
Sahip olduklarımızı nadiren düşünürüz. Sahip olamadıklarımızı hergün düşünürüz. Çevremizde bizim işimizi yapmak için kuyrukta bekleyen pek çok kişi var. Belki kendimiz de bu işe girebilmek için epey uğraşıp hayecanlandık. İşe girdikten sonra hemen şikayet ve tatminsizlik evresi başlıyor. Önümüzdeki en büyük engel işimiz için en az eforu harcama çabası. Nasıl daha iyi yaparımdan çok, nasıl daha az yorularak günü kurtarırım mantığıyla gitmek bütün enerjimizi çalıyor.

Akşam olsa da eve gitsek mantığı size iyi gelmez. Günün bitmesi için saat saymak ömrümüzün saatlerini tüketip heba etmek demektir. İnsanoğlu üretmek için yaratılmıştır. Ancak üretirken tatmin olur, kaytarırken değil. Ektiğimizi biçeceğimiz de düşünülürse, işi angarya olarak görmek ve her tür ek işten kaçmaya çalışmak kendi yolumuzda bir engeldir. Yapılan hiçbirşey boşa gitmez. Bugün olmasa da bir gün karşınıza çıkar. Sizi diğerlerinden farklı kılar.