Sayfalar

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İnsanları İdare Etmenin Üç Ana İlkesi





1. İlke: Eleştirmeyin, Kötülemeyin, Sikayet etmeyin

      Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. Carneige'ye göre, insanların %99'u kendilerini yanlış birşey yaptıklarını düşünerek eleştirmezler.  Kötü davranislari icin mutlaka bir sebep, bir bahane bulurlar. Bu durumda, insanlari eleştirerek değil, överek çok daha iyi sonuç alınır. Hepimiz insanız, tabi ki onaylanmayı, yerin dibine sokulmaya tercih ederiz. Üstelik övüldüğümüz zaman, bu davranışı devam ettiririz ki mahçup olmayalım. Kendinizi tutamayıp, gene de eleştiri yaparsanız, bilin ki bu eleştirinin ucu size de dokunacak, yarardan çok zarar olarak elinizde patlayacaktır.

İnsan psikolojisinde mantıktan çok, duygular ağır basar diyor Carneige. Eleştirilerle kırılan kalpler sizin biranlık sinirinizi çıkarmanız dışında pek bir yarar sağlamaz. Eleştiriye oldukça açığım diyenler de bu gruba dahildir. Peki, eleştiri yapmazsak, karşımızdaki insanlar hatalarını nasıl düzeltebilir. Mutlaka bu eleştiriyi yapmak zorundaysanız, nasıl eleştiri yapabileceğinize dair bir önceki yazımızı okuyabilirsiniz.

          2. İlke: İçten ve Dürüst İltifat Edin
Önemli olma isteği. İnsanoğlunun en derinlerdeki arzularından biri, önemli olmak ve takdir edilmektir. Bu istek, yemek, içecek ve uyku kadar önemli herbirimiz için. Takdir edilmek bizim için bu kadar önemliyken, en yakın çevremizdekiler dahil, kaçımız karşımızdakileri ne kadar takdir ettiğimizi dile getiriyoruz acaba. Bu uygulamayla kaç evlilik çok daha iyi gider, kaç çocuk çok daha uslu hareket ederdi diye merak ediyorum.

Bu konuyla ilgili bir anımı paylaşmadan edemeyeceğim. İlk bebeğim doğduktan kısa bir süre sonra işe döndüm. Geceleri beş altı kere uyanır, bebeğimle ilgilenir, bütün bu uykusuzluğa rağmen sabah altıda kalkar, kendimi ve bebeğimi hazırlayıp ise gitmek icin yollara düşerdim hergün. Moralimin çok da iyi olduğu söylenemezdi o günlerde. Bir akşam, gene yorgunluktan bitmiş birşekilde yemek hazırlığına giriştiğimde, eşim büyük bir içtenlikle bana "Sen nasıl bir kadınsın, doğru düzgün uyumuyorsun, iş yerinde de çok yoruluyorsun, eve gelince dinlenme şansın da olmuyor ama tüm enerjinle hayata devam ediyorsun. Bu nasıl bir güçtür, nerden geliyorsa bana da söyle" dedi.  O an içimde de yüzümde de güller açtı. Halbuki ben bu kadar takdir edildiğimin farkında değildim, etrafımdaki hiçkimse ne durumda olduğumu, ne kadar çaba sarfettiğimi farketmiyor sanmıştım. Sanırım, bunca yıllık evliliğimde duyduğum en güzel, en yerli ve en
içten iltifattı bu ve ne şanslıyım ki eşim düşüncelerini kendine saklamak yerine benimle  paylaşmayı tercih etti.

Bir düşünün bakalım, özel hayatımız ve iş hayatımızda bizi en üzen şeylerin cogu,  yeterince takdir edilmememizle mi ilgili?

Kendimize sorabilcegimiz diger bir soru da, bugün karşımızdaki insanlarla ilgili kaç iyi düşünceyi kendimize sakladık? Yarın bu düşünceleri paylaşırsak, günümüz daha farklı geçer mi?

Yaptığımız iltifatların dürüstçe, içimizden geldiği için yapılması önemlidir. Hiçbirzaman sırf iltifat etmiş olmak için birşeyler söylemeyin. İçimizden gelmeyerek, doğruluğuna inanmadan ettiğimiz iltifatlar, insanların bize güvenini zedelemekten başka bir işe yaramaz.

3. İlke: Karşınızdakinde güçlü bir istek uyandırın

Herkes öncelikle kendi isteklerine önem verir. İnsanları etkilemenin en etkili yöntemi, onların istediklerinden konuşup, onların bu isteğe ulaşmalarına yardımcı olmaktır. Henry Ford  diyor ki, "başarının sadece bir sırrı olsaydı, bu, sizin diğer insanların bakış açısını anlayıp, olaylara sadece kendinizin değil onların bakış açılarından da bakabilme yeteneğiniz olurdu”.

Karşımızdaki insanın hayallerini, isteklerini ve endişelerini anlayıp, hayata onun açısından bakabildiğimiz zaman, bu ilişkiden hem biz hem de karşımızdaki son derece yararlı çıkacaktır.

Carneige'nin kitabını okumaya başlar başlamaz uyguladığım ve herzaman sonuç veren bir yöntemi paylaşmak isterim. İş ya da özel hayatıma dair bir görüşme olsun, birinin ofisine ya da evine gittiğimde olsun, yaptığım ilk şey, bu kişiye ait fotoğraf, kitap, hobileriyle ilgili ipucu veren dekorları incelemek olur. Bunun için dakikalar geçmesi gerekmiyor, bir kaç saniyede bile gözümüz yeterli ipucu toplar. Daha sonra bu ipuçlarını ortamı yumuşatmak, ve ilişkiyi güzel bir şekilde başlatmak icin kullanırım. Örneğin çocuklarının ya da en son gittiği tatilin resmini gördüysem, bu konularla ilgili sorular sorarım. Karşımdakini ilgiyle dinler ve birkaç soru daha sorarım ama kesinlikle konuştuğumuz konuyla ilgili bana soru sorulsa dahi kendimle ilgili çok vakit geçirmem. Tabi ki insanım, kendimden bahsetmekten çok keyif alırım ama o an o ortamdaki en önemli kişi karşımdakidir.

Hatta geçenlerde bu aynı kural bana karşı uygulandı. İşle ilgili gittiğim bir kokteylde, benim firmamla yakından ilgilendiğini bildiğim biriyle karşılaştım. Bu kişi şuradan buradan konuşurken, konuyu çocuklarıma getirdi. Bir anne icin cocuklarindan daha önemli ne olabilirki? Daha sonra “fotoğrafları varsa gösterir misin?” dedi. Bir taraftan karşımdakinin tekniğinin farkındalığıyla gülümserken, bir taraftan da keyifle çocuklarımın fotoğraflarını göstererek onlardan  bahsediyordum. Nihayetinde ben de insanım ve bu teknikleri çok iyi bilsem de, bu guclu teknikler bana karşı da kolaylıkla kullanılabirler.

2 Ağustos 2013 Cuma

Başarınız önünüzde bir engel mi?

Başkalarıyla kıyaslandığında çok başarılı bir insan olabilirsiniz. Bu halinizden çok memnun da olabilirsiniz.Yine de bir yerlerde takılıp kalmış olmanız çok mümkün. İyi daha iyinin en büyük düşmanıdır. Bill Gates in "Aşılması en zor engel,daha önceki başarılarınızdır" sözü bunun bir kanıtı. Aynı konumu korumak, aynı şeyleri yaparken mümkün değildir. Hayatınızda her hangi bir ilerleme yoksa, basarınız inişe geçecektir.  Bir süre sizi idare etse de zaman geçtikçe çıtayı düşürmeye başlarsınız.
Belki bir başarıyı yakaladınız ve ömür boyu sizi idare edeceğini düşünüyorsunuz. Belki de başarı tırmanışında çok yoruldunuz ve bir süre dinlenmeye karar verdiniz. Bu duraksama sizi esir alırsa ve rahatlık alanınızdan bir daha çıkmak istemezseniz ne olacak? İnanın  hiçbir başarı buna değmez.

Aşağıdan yukarı çıkmak sıfırdan başlayıp büyük bir başarıyaulaşmak zordur. Daha zoru ise bir başarıdan daha büyük bir başarıya geçecek motivasyonu bulmaktır. Rahatlık bölgenizden kendinizi çıkarmak hele de elinizdekilerden memnunken hiç kolay değil. Ancak hareket halinde değilseniz geriye gidersiniz. Her zaman aynı şeyleri yaparak mevcut konumumuzu koruyamayız. Şu anki konumumuzu korumak için bile dünkünden farklı birşeyler yapmak gerekir.
Gelecek adına yeni bir vizyonunuz yoksa harekete geçmeniz imkansızdır. Bir anda herşeyi planlayıp, bir imparatorluk kurmanız gerekmiyor. Herşeyi bir günde yapmak zorunda da değilsiniz. İyi bir vizyona sahip olduktan sonra, her gün birşey yapmak yeterli olur. bkz kaizen yolu makalesi. Insanların yaradılışı sürekli hareket halinde olmak üzerinedir, durmak size iyi gelmez.
İleriye doğru hareket etmek için bazen bir adım geri atmak gerekebilir. Başarınızın şişirdiği egoyu cebinize koyup bir adım geri atmak. Yeni bir konuma kendinizi götürmek için şu an bulunduğumuz durumdan  vazgeçmek ve rahatınızı bozmak  kolay değildir. Deponuzda size yetecek kadar  enerji var. İşin güzel tarafı daha önce yaptınız ve nasıl yapılacağını biliyorsunuz. Herşeyinizi kaybetseniz bile sizden asla alamayacakları tek şey, herşeyi  en baştan inşa edebilme azmi. Daha önce yaptınız, tekrar yapabilirsiniz...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Işimi seviyorum

Ömrümüzün en güzel yıllarını, günümüzün en güzel saatlerini iş yerimizde geçiriyoruz. İşimizi sevmememiz yada keyifsiz, isteksiz yapmamız büyük bir sorun aslında. Bezginlik ve can sıkıntısı insanı dağa tırmanmaktan daha çok yorar. Heyecanlı ve ilginç bir işle uğraşırken nadiren yoruluruz. Can sıkıntısı iş gücünü azaltır.

Özellikle beyin gücüyle çalışıyorsanız sizi asıl yoran yaptıklarınızdan çok yapamadıklarınızın verdiği kaygıdır. Aslında çalıştığımız için değil gerildiğimiz için yoruluruz. Herseyin ters gittiği günlerde daha yorgun hissederiz. Hersey yolunda gittiyse ve keyifliysek 10 kat fazla çalıştığımız halde enerjik olmaya devam  ederiz.  İşinden keyif alan insanlar gerçekten çok şanslılar.Yorulmazlar ve daha az gerilirler. 
 
İşinizden keyif almayı başarilirseniz, yorgunluğunuz ve stresiniz azalır. İş dışında da hayatiniz daha keyifli hale gelir. Omuzlarınızdaki yük hafiflediğinde eve daha dinç gider ve kendinizi daha iyi hissedersiniz. Ayaklarınızı sürüyerek işten çıkmakla başınız dik gözleriniz pırıl pırıl çıkmak aynı şey değil.

Işimizden nasıl keyif alırız? Sıkıcı bir iş ilginç hale getirilebilir mi? Muş gibi yapmak işe yarar mı ? "Sanki...gibi" tekniği denemeye değer bir tekniktir. Zihin çabuk inanır. Her sabah kendinize moral konuşması yaparak başlayabilirsiniz. Ne kadar sahte ve saçma gelse de işe yarıyor. Bu tekniği günde 200 civarı hasta baktığım dokuz ay boyunca yaptım. İnananın eve geldiğimde gerçekten iyi hissediyordum. Bu çalışma boyunca bir kişinin bile kalbini kırmadım. Her sabah görebileceğim bir yerde yazılı cümleler hala gözümün önünde ." Hayatımın en başarılı en zinde dönemini yaşıyorum"." İşimi seviyorum." vs, vs. 
 
Sahip olduklarımızı nadiren düşünürüz. Sahip olamadıklarımızı hergün düşünürüz. Çevremizde bizim işimizi yapmak için kuyrukta bekleyen pek çok kişi var. Belki kendimiz de bu işe girebilmek için epey uğraşıp hayecanlandık. İşe girdikten sonra hemen şikayet ve tatminsizlik evresi başlıyor. Önümüzdeki en büyük engel işimiz için en az eforu harcama çabası. Nasıl daha iyi yaparımdan çok, nasıl daha az yorularak günü kurtarırım mantığıyla gitmek bütün enerjimizi çalıyor.

Akşam olsa da eve gitsek mantığı size iyi gelmez. Günün bitmesi için saat saymak ömrümüzün saatlerini tüketip heba etmek demektir. İnsanoğlu üretmek için yaratılmıştır. Ancak üretirken tatmin olur, kaytarırken değil. Ektiğimizi biçeceğimiz de düşünülürse, işi angarya olarak görmek ve her tür ek işten kaçmaya çalışmak kendi yolumuzda bir engeldir. Yapılan hiçbirşey boşa gitmez. Bugün olmasa da bir gün karşınıza çıkar. Sizi diğerlerinden farklı kılar.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Para, Para, Para

Çevremde kazancı ne olursa olsun para sorunu bitmeyen pek çok dostum var. Her zaman bir yerlere yapacağı ödemeler yüzünden bir türlü düzlüğe çıkamazlar. Bu arkadaşlarımdan birkaçı düzlüğe çıkmayı başardı. En azından sıfırı yakaladılar. İnsanın sıfırı yakalaması bir sonraki aya borçsuz girmesi çok büyük bir rahatlıktır.



İki yakayı bir araya getiren öneriler:

Kenara ufak bir para koyarak başlayın. Unutmayın para parayı çeker. 

Kenardaki paranızdan kimsenin haberi olmasın. Birikmiş paranın taliplisi çok olur.

Maaşınızı aldığınızda nerelere dağıttığınızın listesini  yapın. Göreceksinizki ufak tefek tutarlar maaşınızın büyük bir kısmını  bitiriyor. Bu ufak tefek şeylere para vermeseniz de hayatınız  gayet  güzel devam eder. Çok büyük bir fark yaşamazsınız. Bu parayla  her ay küçük bir altın almak, ya da baska bir yatirim yapmak asıl farkı yaratır. Sizi daha fazla  güvende hissetirir. Yüreğinize rahatlik  verir.

Acilen taksitli alışverişlerinizi sonsuza  kadar  bırakın. Paranız  varsa  nakit alın.Yoksa paranız olana kadar bekleyin.Para biriktirmenin önündeki en büyük engel taksitli alışverişlerdir. Para açısından önünüzü  görmenizi engeller. Geleceğe borçlanmayın. Kazanmadığınız parayı  harcamayın.

Bir şey alırken yatırım değeri olup olmadığını  düşünün. Çocuklarıma verdiğim bir örnekten çok  hoşlanırım. Her çarşıya  gittiğimizde uçan balon isterler.Onlara  iyi bir yatırım olmadığını  yarın balonlarının söneceğini söylerim .Aynı paraya daha iyi  bir şey almalarını öneririm.

Aldığınız şeyi almanız şart mı? Bir kaç ay sonra aldığınız şey  size ne ifade edecek ? Aynı paraya bir küçük altın almak daha iyi hissettirebilir mi ?

Parayı  sevin. Para elinizin kiri değil. Para kendini sevene gelir. Günden güne paranızın artması size ferahlık verir, parasiz kalma korkunuzu azaltir. Daha da fazla biriktirmek istersiniz. Altınlarınız arttıkça bir tane daha almak için sabırsızlanırsınız.

Yatırım fırsatları parası olmayana gelmez. Kenarda paranızın olması size yaptığınız gereksiz alışverişten daha iyi gelecek. Hiçbir kuruma mağazaya yada bankaya borcunuz olmadığında,  tahmininizden daha çok hafifleyeceksiniz.Yoldaki yürüyüşünüz bile değişecek. Geleceğe daha güvenle bakacaksınız.

Bizi tüketim toplumu yapan, azla yetinmenizi engelleyen, hep biraz daha satın almaya yönlendiren dış etkenleri farkedin. Çocuklarıma söylediğim gibi onlar elimizden paramızı alıp bizi kandırmaya çalışıyorlar. Biz de onlara paramızı vermemek için direnmeli ve kanmamalıyız. 

Bol kazançlı ve tasarruflu günler dilerim

30 Temmuz 2013 Salı

Gülümse

Fotoğraf çektirirken gülümsemeye özen gösteririz. Asık suratlıysak gülümsememiz için uyarılırız. Daha güzel görünmek içindir çabamiz. Diger zamanlardaysa, kendimizi sürekli göremediğimiz icin gülümsediğimizi varsayariz. Anlık fotoğraflarımız çekilseydi acaba nasıl bir ifadeyle yakalanırdık? Düşünsenize gülümsemeyenler suratsız olarak adlandırılır. Bir ağız kıvrımının eksik olması sizin yüzünüzün tamamen olmamasıyla tanımlanabiliyor. İnsanlar sizi duygusuz, sert, acımasız gibi pek cok şeyle suçlayabiliyorlar hem de bunlarla hiç alakanız yokken.



Gülümseyen insanlar çevrelerinde daha çabuk kabul görürler. Sempatik bir gülümsemesi olan birine kötü davranmak ve kızmak neredeyse imkansızdır. Karşınızdaki kişinin gülümsemesi senin varlığını kabul ediyorum ve bu beni rahatsız etmiyor anlamına gelir. Sizi kabul eden ve varlığınızdan memnuniyet duyan birine nasıl kızılabilirsiniz ki.  Gülümsemek sonradan öğrenilebilir. Biraz prova yapmak gerekiyor. Mus gibi  uygulamasi bu konuda da işe yariyor. Gülümsemeniz için mutluluktan uçuyor olmanız gerekmez. Sadece birkaç mimik kasının devreye sokulması yeterlidir. Yani fazla karmasık hale getirmeye gerek yok. Varsın başlarda yapmacık görünsün. Bunu yapmaya başlarsanız bir süre sonra etrafınızdaki insanların da gülümsemeye başladığını göreceksiniz. Çünkü onlar sizin aynanız.  Ve zamanla gözlerinin içi gülen biri haline gelirsiniz.

Nereden mi biliyorum?  Bir zamanlar oldukca soğuk ve ciddi taninan bir kızdım. Herkes tarafindan kendini beğenmişlikle suçlanırdım. Önce etrafimdakilerin selam vermesini bekler, göz teması kurmayınca görünmez olduğumu sanırdım. Değil gülümsemek  epey  yabaniydim kısacası. Aşmam gereken pek çok konu vardı ve ben farkında bile değildim. Meslek hayatına atılmamla bu durum önümde büyük engel oluşturmaya basladi. Sistemin adamı olmadığım icin bu muameleyi gördüğümü ve haksızlığa ugradığımı düşünürdüm. Oysa büyük bir hata yapıyordum.




Gülümseme egzersizleri özellikle de cok yorgun ve gerginken kolay olmuyordu. Gülümsedikçe gerginliğimin azaldığını ve daha iyi hissettiğimi farkettim. Bayagi eğleniyordum kendi kendime. Etrafimdakiler cok sempatik oldugumu söylemeye basladığında daha çok gülümsemeye başladım. Hal hatır sormak da hayatımda çok fark yarattı. Yapmak da yapmamak da çok kolaydı. İnsanlarla iletisim kurmak onların beni sevmesini sağlarken benim insan sevgim günden güne arttı. Bir verdikce on alınan garip bir durumdu. Ve çok büyük bir tatmindi iyi hissettirdikce iyi hissetmek.

İnsanlar mantıklı varlıklar değildir duygularıyla hareket ederler.  Unutmayın asık suratlı bir insanı yargılamak çok kolaydır dünyanın en iyi insanı bile olsa.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Takım Çalışması



Japon Yazar Satoro, “teker teker bir damlayız, hep beraberse bir okyanus” demiş.  Bizim “bir elin nesi var, iki elin sesi “ var deyişi de takım calışmasının gücünü oldukça güzel dile getiriyor. Son zamanlarda fazlaca konusu edilen takım calışmasından bahsedeceğiz bugün. Ancak, okuduğumuz kitaplardan çok, kendi hayatımızdan örnekler vererek konuyu ele alacağız.

 Kardeşim ve ben,  takım calışmasına ilk annemizin karnında baslamışız. İkiz olmanin verdiği avantajla, küçükken kafa kafaya verip, yaramazlıklarımızla annemi az üzmemişiz. Bu konuda annemde de kabahat var. Çünkü bize takım calışmasını ilk öğreten kendisidir.

Olay, üç-dört yaşlarımızda vuku eder. Hergün komşumuzun kızından dayak yiyip, ağlaya ağlaya kendine koşmamızdan bunalan annemiz, bir gün bizi bir kenara çekti. “Artık yediğiniz dayaklardan siz de bıktınız, ben de. Size cok önemli bir sır vereceğim  ve bir daha hiç dayak yemeyeceksiniz” dedi. Heyecanla kulağımızı anneme verdik. Annemin herşeyi bildiğini düşündüğümüz için, artan güvenimizle, bu verdiği sırrı hemen ertesi gün uyguladik.  Ve sonuç, tam da annemin tahmin ettiği gibi oldu. Ertesi gün, ağlayarak annesine giden çocuk ne kardesim ne de ben değildik. Peki neydi annemin bize verdiği bu sir? 

Annemiz bize, belki de o gün ne kadar önemli bir ders verdiğini farketmeden, biraz da komşusunun kulağına gitmesin diye sır olarak şunlari söyledi: ”Güzel  kızlarım, evet ufak tefeksiniz, ve arkadaşınız sizden çok daha iri. Sizi üzen ve size zarar vermek isteyen kişilerin karşısına, iki kardeş birlikte dikilirseniz, çok daha güçlü olursunuz, bir daha da kimse sizi dövemez”

Küçük yaşlarda öğrendigimiz bu dersi, tabiki ileriki yıllarda uygulamaya devam ettik. Okul ve iş hayatında yeni takım deneyimleri kazandık. Sunu öğrendik ki, iki kardeşlik takımımızı kurmakta oldukça şanslıydık, çünkü takımızda sevdiğimiz, iyi anlaştığımız insanlar vardı. Halbuki okulda ve iş hayatımızda, takım arkadaşlarımızı seçme hakkı pek de bize ait değildi. 

Bu durumda aldığımız dersler, nasıl iyi bir takım kurulurdan çok, nasıl elinizdeki takım arkadaşlarıyla iyi bir çalışma yapılır konusunda oldu. Deneyimlerimiz boyunca, bazı takım arkadaşlarımız bizi tamamladı, bazılarından yeni bir şeyler öğrendik ve bazıları da bizi sinirden çıldırttı. Peki, elimizdeki takımla nasıl iyi bir calışma çıkarılır. İşte iyi bir takım çalışması çıkarmak için beş önerimiz:

   1.       Büyük resmi görmek: Bazen küçük detaylara kapılarak, takımımızın bir araya gelme amacını, bizim bu amaca ulaşmak için oynadığımız rolu unutabiliyoruz. Bu günlük iş koşuşturmacasında çok mümkün. Şu e-maile de cevap yazayım, bu telefona da cevap vereyim derken, asıl amacınızı unutmayın ve sizi bu amaca ulaştıracak işlere öncelik verin, bunu takım arkadaşlarınıza hatırlatın. 

   2.       İyi tutum: Tutumla ilgili yazımızı hatırlayın. Takım calışmasında da tutumunuz cok önemlidir. İş arkadasınızın size göre ne kadar az calıştığı, işe ne kadar geç geldiği ya da diğer olumsuz yönlerine takılmayın. Sizin calismalariniz tabiki takim arkadaslariniz tarafindan farkediliyor. Ayrica, şikayetcilikten ve olumsuz yorumlardan de vazgecin. Işte bu takımınızın moralini bozdugunuz icin, onlara yapabileceginiz en buyuk kotuluk olur. Sizin iyi tutumunuz, arkadaşlarınıza da bulaşacaktir.

   3.      İyi liderlik: Sadece takıma lider olarak koyulan kisi degil, herbir takım üyesi iyi bir lider olabilir. Bunun hangi pozisyonda oldugunuzla hic ilgisi yok. Oncelikle liderligin ne oldugunu anlamak ve sonra bunu uygulamakla başlayin işe. Bu konuda okunabilecek guzel bir kitap John C Maxwell’e ait olan “Reddedilemez 21Liderlik Yasası”dir (21 Irrefutable Laws of Leadership).

   4.       Dinlemek: Iyi dinleyici olmak takım calışmasinda önemlidir. Her zaman son sözü siz söylemek zorunda değilsiniz. Hatta yarışmanız gereken konu en çok kimin konuştuğu değil, en çok kimin dinlediği olmalıdır. Dinle Beni başlıklı yazımızda, nasıl iyi bir dinleyici olabileceğinizi okuyabilirsiniz. Takım arkadaşlarınızı duyarak değil, dinleyerek onlarla ilgili bir çok değerli bilgiye sahip olup, onlarla nasıl daha iyi iş çıkarabileceğinize odaklanabilirisiniz.

   5.       Eğlenmek: Okul ve iş hayatım boyunca birçok takımla calıştım. En iyi takım calışmalırını hep keyifle hatırlarım. Çünkü bu takımlarla oldukça zor işleri, hep gülerek ve eğlenerek başardık. Takım calışması, sadece ciddiyetle ve çok calışmakla değil, topluca keyif alınarak yapılırsa sonuçlar çok daha başarılı olacaktır.

Bir inşaat şantiyesinde calıştığım zamanların birinde, takımımla birlikte, oldukça stresli ve yoğun günler geçiriyorduk. Şantiyemiz,  içinde sinema salonu olan bir alışveriş merkezinin oldukça yakınındaydı. Kidemli proje müdürümüz odasından her zamanki gibi oflaya puflaya cıktı birgun. Sonra gözleri aydinlandi ve dedi ki: “Elinizdeki herşeyi birakin. Arabalara doluşup sinemaya gidiyoruz”.  Arabalara gülüşerek doluştuk, hangi filmi izleyeğimize dair tartışarak, güle oynaya sinemaya vardık.Sanirim izlediğim en kötü filimlerden biriydi ama iş hayatımda geçirdiğim en keyifli zamanlardan biriydi o gün. Sadece iki-uç saat işten uzak kaldık, ama takım olarak birbirimize daha da bağlandik, stresimiz uçtu gitti.

Her takımda mükemmel üyeler olmayabilir, elimizdekiyle en iyi sonuçlari almak için gene de caba sarfetmeli, doğru alanlarda enerjimizi harcamaliyiz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için…

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Eleştirmenin Altın Kuralları

Bazen bir yönetici, bazen aile reisi bazen de bir dost olarak çevremizdeki insanları uyarmak ve eleştirmek zorunda kalabiliriz. Ama bunu yapmak çok da kolay değildir. Büyük bir dirençle karşılaşmayı göze alır, bu durumdan biraz da çekiniriz. Eleştirmeye başlamadan önce attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değip değmeyeceğine karar vermeliyiz. Bizim veya karşımızdaki kişinin hiçbir işine yaramayacak eleştirel fikirleri kendimize saklamak en iyisi. Gereksiz yere insanlari mutsuz etmeye ne gerek var.


 Kırıcı Olmadan Eleştirmenin Altın Kuralları:

1- Sen diye söze başlayıp kişiyi eleştirmeyin. Yapılan davranış üzerine konuşun. Kişileri değil davranışları eleştirin. Kişiliğine kimse laf söyletmek istemez. Örneğin seni çok severim, değer veririm ancak şu davranışını doğru bulmuyorum diyebilirsiniz.

2-Sandviç metodu: Soğanı tek başına yemek göz yaşartıcıdır. Ancak yanında ekmek ve köfteyle harika gider. Sandviç metodu da tam olarak böyledir. Kişinin beğendiğiniz bir yönünü söyleyerek başlarsınız. Sonra yanlış bulduğunuz davranışı belirtip güzel bir övgüyle bitirirsiniz. Örneğin "Her sabah mesaisine gelirken bu kadar dakik olan başka birini tanımıyorum bu yönünü takdir ediyorum. Sanırım bu aralar biraz yorgunsun, müşterilerle yaşadığın gerilimin farkındayım. Bunu düzeltmende fayda var. Senin ne kadar çalışkan biri olduğunu biliyorum. Bu durumu çözeceğine eminim. 

3- İşin içine kendinizi de katın. Hiçbirimiz mükemmel değiliz mesajını vermek karşınızdaki kişiyi rahatlatır. Yaptığınız benzer hatalardan bahsedebilirsiniz. Samimiyet ortamın gerginliğini azaltır.

4- Konuyu fazla uzatmadan net bir şekilde söyleyin. Sürekli aynı konuyu açıp gündeme getirmenin anlamı yok. Sorunu ve çözümü bir defada konuşup bitirin.

5-Karşınızdaki iki yaşındaki çocuğunuz bile olsa başkalarının yanında eleştirmeyin. Eleştiriden çok insanların önünde düştüğü durum kişiyi incitir.

6-Eleştirdiğiniz kişiyi dışarıda bırakmayın. Ne yapacağını siz söylemeyin. Bu durumu nasıl düzeltebileceğini kendisine sorun.

7-Eleştiriniz bittikten sonra güzel bir şekilde ayrılın. Dinlediği için, olumlu tavrı için karşınızdaki kişiye teşekkür edin.

26 Temmuz 2013 Cuma

Sözlerin Gücü

İnsanoğlunun yaradılışı gereği kendini önemli hissetme ihtiyacı, acliktan susuzluktan parasizliktan ve pek çok şeyden daha  önemlidir. Daha enerjik ve neşeli hissetmenin yollarından biri de diğer insanlara kendilerini önemli hissettirmektir. Bu sizi daha huzurlu ve mutlu yapar. Stres seviyeniz azalır ve kendinizden daha memnun olursunuz.

Neden?

Hayat enerjimizin önemli bir kısmını bozduğumuz insan ilişkilerini düzeltirken harcamıyor muyuz? İnsanlara istediklerini vermenin size ve çevrenize iyi geleceği aşikar. Enerjinizi insanların yanlışlarını aramak yerine doğru bir şey yaparken yakalamaya çalışmak için kullanın.  Bu cabanin sonuclari, hayatınızı tahmininizden daha çok etkileyecek. İnsanlar daha fazla doğruyu tekrarlamak isteyecekler. Çünkü hepimizin önemli hissetmeye ihtiyacı var.

Olumlu davranışların övülmesinin de bir tarzı olmalı. Övgü bir sanattır. Üc sır vermek isterim.

Bunlardan ilki övgünün sıcağı sıcağına hemen davranışı takiben yapılması, vakit geçtikçe etkinliği azalır.

Ikincisi eleştirinin tam tersine başbaşa değil topluluk önünde yapılması etkinliğini arttırır.

Üçüncüsü neyi övdüğünüzde net olun. Kişilerden çok belli bir davranışı övmelisiniz. Örneğin çocuğunuza ne harika bir çocuksun demek hangi davranışını beğendiğinizi anlatmaz. Odasını çok güzel topladığını söylediğinizde hangi davranışı tekrarlarsa övgü alacağını bilir.

Övgü doğru şekilde yapıldığında çok güçlü bir motivasyon aracıdır. Karşınızdaki kişi bu davranışı alışkanlık haline getirene kadar sık sık övgü devam etmeli. Ancak alışkanlık kazandıktan sonra devamlı övgü tam tersi etki yaratır. Aralıklı yapılması gerekir. İnsanları samimiyetle ve dürüstlükle takdir etmeyi öğrenir ve alışkanlık haline getirirseniz hayatınızda ve iliskilerinizde fark yaratabilirsiniz. Içtenlikle hissetmediğiniz hiçbirşeyi söylemeyin.

En güzel övgünün içinde kişinin ismi olmalı övgünün sebebi açıklanmalıdır. Iltifatın sebebini açıklamazsak dalkavuk durumuna düşebiliriz. Örneğin "Siz çok iyi bir öğretmensiniz bütün öğrencilerle ayrı ayrı ilgileniyorsunuz" gibi. Övgü sizden değil üçüncü bir şahıstan geldiğinde daha etkilidir. Konuşkan bir arkadaşınıza bahsettiğinizde, mutlaka iletmek istediğiniz kişiye ulaşacaktır.Davranışların övülmesi fiziksel özelliklerin övülmesinden daha etkilidir. Buraların en iyi cerrahı olduğunuz söyleniyor övgüsü ile çok iyi bir cerrahsınız ovgusu aynı anlama gelmez. İnsanları övmek onların sizi övmelerinden daha iyi hissettirir kendinizi. Iltifatlariniz bol olsun...

Kaynak: "Sözcükler Mucizeler Yaratır", Kenneth Brawn

25 Temmuz 2013 Perşembe

Hoş Sohbet

Hoş sohbet olmak aslında bir kişilik özelliği değildir, sonradan da kazanılabilir. İnsanlar çok karmaşık varlıklar olmayıp, benzer şekilde düşünür ve hareket ederler. Hepimizin ortak noktası herkesten çok kendimizle ilgili oluşumuzdur. Bu bencil bir davranış değil, yaradılışımızla ilgilidir. Hoş sohbet olmak istiyorsak, bu ise önce kendimizle ilgili konuşmayı bırakarak başlayabiliriz. 
 
Sohbet konusunu seçerken karşınızdaki kişinin ilgi alanları , ailesi, arkadaşları, duyguları, düşünceleri üzerine yönelin. Karşınızdaki kişi  sormadıkça kendi hayatınızla ilgili birseyler anlatmayın. Bunun tek taraflı ve bencilce olduğunu düşünmeyin. İnsan ilişkilerinde başarılı olmak için insan doğasını anlamak gerekir.
 
Simdi, yapilmasi gerekenlerden degil de, yapilmamasi gerekenlerden bahsedelim:

1-Insanları yargılamaktan, hatalarını aramaktan vazgeçin. Hiçkimse eleştirilmek istemez. Karşınızdaki kişi sorsa bile asla, asla ve asla olumsuzu söylemeyin.Kişinin kendisine güvenini kırmayın. Hatta en iyisi hiçbirşey söylemeyin, fikirlerinizi kendinize saklayın. Yıkıcı bir eleştiri ne kadar yapıcı bir amaçla da söylense eleştiren kişiye karşı pek de olumlu duygular hissedilmez.

2- Asla şikayet etmeyin. Şikayet edenleri seven birini görmedim. hiçkimse sizin şikayetlerinizle gerçekten ilgilenmez sizi sadece anneniz dinler, o da mecbur olduğundan.Şikayet ettikçe daha fazla şikayet edecek konu bulursunuz. Kötü bir alışkanlıktır. Bir süre sonra yanınızda şikayet etmeyi seven bir gurupla gezmeye başlayabilirsiniz. Bu insanların büyük kısmı sizi dinlemezler, dinleyenler de bu durumda olmanızdan memnuniyet duyarlar.
3- Güzel birşey konuşmayacaksanız olumsuz düşüncelerden bahsedecekseniz kimsenin içini karartmayın. Hiç konuşmamanız daha iyi bir tercihtir.

4- İnsanların hatalarını düzeltmeye çalışmayın. Hatalı olmayı kimse sevmez. Tartışmaktan vazgeçin. Galip çıkmak aslında bir kazanç değildir.Tartışsanız da sonunda herkes kendi fikrine daha çok inanmış olarak yanınızdan ayrılacaktır. Bir tartismayi kazanmak ve haklı cikmak size arkadas kazandiriyor mu bir dusunun.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Dinle Beni




İnsanları dinleyin. Dinlemeyi bilenler güzel konuşanlardan daha etkilidir. Dikkatimizi bizi ilgilendiren önem verdiğimiz şeylere veririz. Dinlemek kisiye verdiğiniz değerdir. Bir kişiye kayıtsız kalmak,onu dinlememek seni önemsiz buluyorum demektir. Bu kayıtsızlığınız kişiyi daha kızgın ve savunmacı hale getirir.

Iyi bir dinleyici olmanın iki önemli yararı vardır. Birincisi sizi dinleyen insana daha çok güvenirsiniz. Dinlemek güven ortamı yaratır. Dinlediğiniz kişi sizi daha çok sever sizin fikirlerinize daha açık hale gelir. sizi dinlemeye gönüllü olur. İkincisi dinlemek kişinin kendisine verdiği değeri arttırır. sizi ilgiyle dinleyen biri kendinizi önemli hissettirir. Dikkatli Dinlemek kolay bir iş değildir. Bir insanı kesintisiz dinlemek özel bir disiplin, sabır ve konsantrasyon gerektirir. Bunu yapabildiğinizde hayatınızdaki pek çok alanı etkiler.

Etkili Dinleme Nasıl Yapılır?

1- Kişinin yüzüne bakın ve hafifçe öne eğilin

2- Dinlerken dünyada başka hiçbirşey yokmuş gibi dinleyin. İnsanlar sizin aklınızın başka yerde olduğunu anlayacak kadar zekidir. Sıranın size geldiğinde ne söyleceğinizi düşünmekle meşgulken doğru dinleme yapamazsınız. Arada" anlıyorum" , "gerçekten mi?" gibi sözlerle konuşan kişiyi devam etmeye yüreklendirin.

3- Cevap vermeden önce biraz duraklayın birkaç saniye duraklamak hem sizin söylenenleri sindirmenize hem de söyleyeceklerinize toparlamanıza yardım eder. Kişiyi de bölmemiş olursunuz. Belki duraksama sebebi düşüncelerini toparlamak için nefeslenmektir. İnsanın sözü bitmeden araya girilmesi oldukça sinir bozucudur. Biraz duraksadığınızda kişi sözlerini önemli bulup düşündüğünüz için memnun olur. Bu çok büyük bir iltifattır.

4- Sorular sorun. Cevabı evet veya hayır olmayan konuyla ilgili sorular. Hatalı tahminlerdense anlamaya çalışmak daha iyidir. Duyduğunuz ve anladığınız aynı olmayabilir. Özellikle karşı cinsle konuşurken...

Konuşma sırasının size gelmesi için sabırsızlanmayın. Konuştuğunuz zaman tek duyacağınız. bu ana kadar öğrenmiş olduklarınızdır. Dinlediğiniz zaman yeni birşeyler öğrenebilirsiniz.

5- Karşınızdakinin konuşması bitince anladığınızı göstermek için söylediklerini kendi sözcüklerinizle ifade edin.

En onemlisi butun bunlari yapmacik olmadan butun yureginizle yapmaniz.